Vücudun Temel Besini: Glikoz
Glikoz, tüm canlıların temel besin kaynağı olması nedeniyle son derece önemli bir moleküldür. Altı karbon, oniki hidrojen ve altı oksijen atomuna sahip olan bu molekül sahip olduğu hidrojen atomlarının altı tanesini kullanarak dış yapısını bir altıgen şekline getirir. Bu altıgen yapı tıpkı bir dişlinin dişleri gibidir ve glikozun en önemli moleküler özellikleri de bu altıgen şeklinin bir sonucudur. Sahip olduğu altı oksijen atomu da glikoza başka önemli moleküler özellikler verir. Glikoz, oksijen atomları sayesinde suda kolaylıkla çözünebilir. Bunun da nedeni oksijen atomları sayesinde bu molekülün su molekülleri ile güçlü hidrojen bağları kurabilmeleridir. Suda çözünebilen bu molekül dolayısıyla hemen her sıvıda erir.
Glikozun bu özelliği bizim için son derece önemlidir. Çünkü glikoz, hücrelerin en önemli besinidir ve hücrelere ulaşmak için kan yolu ile taşınması dolayısıyla sıvı içinde erimesi gerekmektedir. Glikozu, kendi molekül yapısına çok benzeyen "hekzan" ile karşılaştırabiliriz. Hekzan, pek çok yönden özellikle bir yakıt olarak glikoza oldukça benzer. Fakat hekzan, oksijen atomu taşımaz ve bu nedenle yandığında birçok yeni ve güçlü karbon-oksijen bağları meydana getirir. Bu durum hekzanın suda çözünmesini engellemektedir. İşte bu nedenle hekzan, kan tarafından hücrelere taşınamaz. Normal şartlarda glikoz, hekzandan daha az verimlidir, ama sıvı içinde taşınabilirliği nedeni ile insanlar için hayati öneme sahiptir.
Hücrelerin en önemli besinlerinden biri olan glikoz, kan damarları yolu ile vücut içinde taşınarak hücrelerin ihtiyacı olan besini karşılar. Glikozun bu şekilde kanın içinde taşınabilmesi onun suda çözünme özelliğine sahip olması dolayısıyladır. Bu da Allah'ın yaratışındaki tasarımın üstünlüğünü bir kez daha göstermektedir. |
Glikoz molekülleri bir kez çözelti içine girdiklerinde bunların enerjisi metabolizma için hemen kullanılabilir. İşte bu nedenle glikoz canlı hücreleri için esas yakıttır. Daha büyük moleküller, örneğin daha karmaşık şekerler ve nişastalar sindirildiğinde kolaylıkla yakılabilmesi ve hücrelere iletilebilmesi için glikoz molekülleri şeklinde küçültülürler. Bu şekilde glikoz girdiği metabolizmaya bağlı olarak, kan şekeri, üzüm şekeri, nişasta şekeri gibi çeşitli isimler alır. Olgun meyvalarda, çiçeklerin nektarlarında, yaprakların öz suyunda ve vücudu dolaşan kanda bulunan temel madde, canlılık için özel olarak yaratılmış olan glikozdur.
(P. W. Atkins, Molecules, A Division of HPHLP New York, 1987, sf. 96)
Yediğimiz gıdaların %70'i ile karbonhidrat alırız. Karbonhidratların sindirimi ağızda başlar. Tükürük sıvısında karbonhidratları parçalayan enzimler bulunmaktadır. Kısmen parçalanan bu moleküllerin sindirimi ise ince bağırsakta son bulur. Bu parçalanma sonucunda ortaya çıkan glikoz molekülleri kan basıncının yükselmesine sebep olur. Fakat kan basıncı, glikoz moleküllerine müdahale eden enzimler vasıtası ile dengede durur. Kısacası, vücut için son derece önemli bir molekül, özel olarak yaratılmış bir başka molekül tarafından dengelenmektedir.
Vücuttaki glikoz fazla olsa bile israf edilmez. Glikoz moleküllerinin fazlası, bir enzim vasıtasıyla "glikojen" adı verilen bir başka şekle dönüştürülüp depo edilir. Glikozun glikojene çevrilmesinde rol oynayan enzimin adı "glikokinaz" enzimidir. Bu enzim karaciğer tarafından üretilir ve bu üretim, pankreastan salgılanan "insülin" adı verilen bir hormonun kontrolü altındadır.( http://biyolojidunyası.8m.com/ biyokim1.htm).
Üretilen glikojen ise, vücutta besin ihtiyacı başgösterdiğinde devreye girer ve kullanıma hazır hale geçer.
Vücuttaki bu sistem tıpkı bir fabrika gibi işler. Fabrikada üretimi yapanlar, ürünleri belirli yerlere taşıyanlar, onları kontrol edenler, fazlalıkları saptayanlar ve fazla maddeleri başka ürünler için kullanmak üzere değerlendiren elemanlar vardır. Her üretim mutlaka belli birimlerin denetimi altında olmak zorundadır. Bu sıkı kontrol sayesinde fabrikadaki üretimde bir hata meydana gelmez, hatalı ürünler ve fazlalıklar bir kenara ayrılır ve mutlaka yeni bir ürünün oluşturulması için kullanılır. Bir fabrikada bütün bu işlemleri yapan, ürünün kalitesinden ve yapımından anlayan, bunları denetleyen, fazlalıkları tespit eden ve bunların değerlendirilmesi için yeni üretim birimleri belirleyen akıllı, bilgili ve eğitim görmüş insanlar vardır kuşkusuz. Ancak burada bahsettiğimiz sistem, sizin kendi bedeninizin içinde boyutları mikronlarla ifade edilen hücrelerdir. Kuşkusuz ne hücre içindeki moleküllerin ne de onunla birlikte hareket eden diğer yapıların aklı, bilgisi, becerisi veya eğitimi yoktur. Bütün bu işlem ve üretimler için belirli bir zamanın da geçmesi beklenmemiş, doğduğunuz andan itibaren bu mükemmel sistem şu anki şekli ile hareketlenip canlanmıştır. Bu mükemmel işbölümü binlerce yıl boyunca, henüz bilim bunun farkında değilken de kusursuzca uygulanmış ve her molekül her insanda mükemmel bir şekilde görevini yerine getirmiştir. Dahası, bu iş bölümü, siz farkında bile olmadan her an bedeninizde gerçekleştirilen olağanüstü bir organizasyon ve sistemli bir çalışmayı ortaya çıkarır. Aklın ve şuurun moleküllere ait olduğu iddia edilemeyeceğine göre, son derece bilinçli ve kusursuz şekilde tasarlanmış üstün bir yaratılışın varlığına bir kez daha şahit oluruz.
Yediğimiz gıdaların %70'i ile karbonhidrat alırız. Ağızda bir kısmı sindirilen karbonhidratlar, tamamen parçalanmak üzere ince bağırsağa gönderilirler. Bu parçalanma ile ortaya çıkan glikoz molekülleri onlara etki eden enzimler vasıtasıyla dengede durur. Vücut için son derece önemli olan molekül, özel yaratılmış bir denge sistemi ile vücut tarafından kullanılabilmektedir.
Glikoz insan bedeninde kanda %60 oranında yani 110 mg/dl, dokularda ise 0.1 mg/dl kadar bulunmak zorundadır. Eğer söz konusu sistemde bir aksama olursa ve beynin en önemli yakıt maddesi olan glikoz beyne yeterli miktarda ulaşmazsa, bu durum oldukça ciddi sorunlara sebep olur. Eğer beyne giden glikoz miktarı 0.04 mg/dl'nin altına düşerse, beyin hücreleri aşırı duyarlı hale geçer ve sinir impulsları göndererek vücuttaki kasların sürekli olarak kasılmalarına neden olur. Bunun sonucunda ise kısa sürede ölüm meydana gelir. . (http://esmaalbayrak.sevgi. k12.tr/karbonhidratlar.htm)
Yaşantımızın böyle bir moleküle bağımlı olması aslında, insanın Allah'a ne kadar muhtaç olduğunu gösteren önemli bir işarettir. İşte bu gerçek insanın Allah'ın kudreti ve gücü karşısındaki acizliğini ve çaresizliğini açıkça gösterir. İnsan, kendi bedeninde var olan sistemleri tam anlamıyla idrak edebilmeye bile güç yetiremezken Allah'ın açık ve mutlak varlığını görmeli ve hiçbir şeyin boşuna yaratılmadığını anlamalıdır. Çünkü yeryüzünde var olan her detay bu açık gerçeği insanlara gösterir, herşey mükemmel bir uyum ve kusursuzluk içindedir. Ayette bu gerçek belirtilmiştir:
Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)
Glikozu Oluşturan Atomlar Bazen Farklı Şekillerde Bağlanırlar
Glikoz, farklı bağlanma şekilleri ile farklı şeker molekülleri haline gelebilir. Bunlardan bir tanesi fruktozdur. Fruktoz genellikle meyve şekeri olarak adlandırılır. Çünkü meyve ve sebzelerde yaygın olarak bulunmakta, meyveye şekerli tadını bu molekül vermektedir. Ayrıca fruktoz, balın içindeki temel şeker maddesidir.
Çünkü arıların balözü topladıkları çiçeklerin salgıladığı nektarlar birer fruktoz kaynağıdırlar. Bu molekülün başka önemli özellikleri de vardır. Fruktoz aynı zamanda spermin hareketi için de enerji sağlayan şekerdir. Spermin uzun ve mucizevi yolcuğundaki temel yakıt maddesidir.
( P. W. Atkins, Molecules, A Division of HPHLP New York, 1987, sf. 97)
Glikoz ile fruktoz moleküllerinin biraraya gelmeleri sonucunda da bir başka şeker molekülü olan sukroz oluşur. Sukroz, günlük kullandığımız toz şekerdir. Özellikle şeker kamışı ve şeker pancarında bulunmaktadır. Sukroz aynı zamanda bitkilerde bol bulunan nişasta ve selülozun da yapısal elementini oluşturmaktadır. Çünkü bu önemli yapısal element, fotosentez işleminin önemli bir parçasıdır. Sukroz, fotosentez işleminde bir ara bileşik olarak yapraklarda ortaya çıkmakta ve bitkilerde bulunan iletim sistemi ile bitkinin diğer bölümlerine iletilmektedir. Sukroz, kendi moleküler özellikleri nedeni ile bitki içinde gidebileceği en son yere kadar herhangi bir yapısal değişikliğe uğramadan iletilir.
( Prof. Dr. Engin M. Gözükara, Biyokimya, Cilt 1, 3. Baskı, 1997, Nobel Tıp Kitabevleri, sf. 219) Böylelikle bitki içindeki besin istenilen her yere kolaylıkla ulaştırılmış olur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder